Bir İnsanı Sevmekle Başlayacaksa Her Şey…

kendini sev
“Aslında bütün insanları sevebilirdim, sevmeye senden başlamasaydım” (Can Yücel)
Sonsuz sevgi ve güzelliğe sahip yaratıcı; kendisine olan sevgisinden dolayı insanı yaratmıştır. Allah’ın kendisine olan sevgisinin yansıması olan insanın da başkalarını sevmesi için ilk kural önce kendini sevmesidir tabi ki. Öyle, uzaklar da aramayacaksın sevgiyi. Kendini merkez alıp titreşimlerinle en yakından en uzağa vereceksin sevgini.
Bir insanı sevmekle başlayacaksa her şey; o insan sen olacaksın. Önce kendinden başlayacaksın sevmeye. Gözlerini seveceksin mesela; seni sana gösteren gözlerini. Dokunan ellerini, hisseden parmaklarını, işiten kulaklarını seveceksin. Bağıra bağıra şarkı söyleyen dilini, koşan ayaklarını, savrulan saçlarını, sevgiyle atan kalbini seveceksin. Hatalarını da, kusurlarını da seveceksin her şekilde. Seveceksin ki; kimseyi yargılamadan, sorgulamadan sevmeyi öğreneceksin. Öyle bir seveceksin ki kendini; sevmek ibadetse ibadetini kendin yapacaksın sadece.
Maalesef ki;  kendimizi sevmeyi beceremiyoruz. Tüm enerjimizi başkalarını sevmeye harcarken kendimizi sevmeye gücümüz kalmıyor. Bütün zamanımızı birilerini mutlu etmek için harcarken mutlu olmaya vaktimiz kalmıyor. Zamanımızı mükemmel bir eş, anne, evlat olmaya çalışırken harcıyoruz. Gücümüz tükenene kadar başkalarını seviyoruz. Sonra da istiyoruz ki eşimiz, çocuğumuz bizi daha çok sevsin, bizle daha çok ilgilensin. Beklediğimiz ilgiyi göremeyince de ya hüsrana uğruyor, ya çıldırıyoruz.
Hayatımızı birileri için feda edip, birilerinin istekleri doğrultusunda yaşayıp, sonra yine onları suçluyoruz. “Hayırsız” diyoruz, “Nankör” diyoruz, “Yazıklar olsun” diyoruz. Bunu fark ettiğimizde ise zaman geçmiş, ömür bitmiş, iş işten geçmiş oluyor. Geriye dönüp, “kendim için ne yaptım?”diye düşündüğünüzde koca bir sıfır çıkıyor karşımıza. Sevemiyoruz kendimizi. Sevebilene de bencil diyoruz, engellemeye çalışıyoruz bir şekilde. Hep “birileri ne diyecek” diyerek yaşadığımız hayatımızdan geriye sadece yaşamadıklarımız, pişmanlıklarımız ve “keşkelerimiz” kalıyor.
Ben hayatımda ki tüm engelleri kaldırmaya karar verdim. Hep başkaları için kendimden vazgeçtiğim için, kendimden özür dileme zamanı. Artık kendimi sevme zamanı. Kendim olma zamanı. Her gün kendim için bir şeyler yapma zamanı. Kendi isteklerimi ve zevklerimi yaşama zamanı. Herkes gibi bende tek ve özelim. Kendi istediğim gibiyim, sizin istediğiniz gibi değil. İstediğim kadar benimlesiniz. İzin verdiğim kadar hayatımın içindesiniz. Yaptıklarımın ve seçimlerimin tüm sorumluluğu bana ait. Size ne benim farklı oluşumdan. Kime ne aşırılıklarımdan. Dışarıdan nasıl göründüğüm sizin meseleniz. Ben kendim olmakla mutluyum ya sen ona bak.
Keşkelerim yok artık, iyikilerim var benim. Tercihlerim var mesela. Bir hayatıma kattıklarım, bir de çıkarttıklarım.
Kendim olmak” deyince aklıma hep Picasso gelir. Ünlü ressam bunu öyle güzel ifade etmiştir ki aynı şekilde aktarmak istiyorum:
“Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti;
-“Eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan papalığa yükseleceksin.”
-“Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.” Diyerek kendi olma yolunda meydan okumuştur adeta. Kendisine Picasso olma fırsatını veren ünlü ressam, bugün birçok sanat eserine imza atarak tarihe adını yazmıştır.
Seviyorum işte; her uzattığımda elimi tutan beni seviyorum. Ne zaman aynaya baksam içten bakan, içten gülümseyen beni seviyorum. Kafamı yastığa koyduğum da hesaplaştığım, sabahlara kadar konuştuğum beni seviyorum. Herkesin terk edebildiği zamanlar da bile hep benle kalan ve asla terk etmeyen beni seviyorum.
Hayatta ki en büyük başarı kendin olabilmekse. “Başkaları için yaşanmış hayat, hayat değilse” (Einstein). Bu hayat benim ve yaşayacak başka hayatım yok ise. Benle başlayan ve benle biten hayatıma dokunmayın lütfen. Ben kendi hayatımı yaşıyorum, müsaadenizle.
Makale Kaynağı: Leyla Yargı MantarMakaleMarketi.com

Loading...