Kendini Tanımak ve Farkındalık: Bu Ben miyim?

kadın3
İnsan yaşamı karşılaştırarak tanır. İnsan kendini görüp bilmese başkalarıyla benzerlik ve karşıtlıklarını fark edemez.
Ne gariptir ki herkes hayata kendi gönül penceresinden bakar ve sadece görmek istediğini görür. O pencereden kimisi mavi gökyüzünü görür, kimisi yerdeki çamuru… Kimileri olduğu yeri aydınlatamazken, kimileri meşale gibi karanlığı yırtabilir… Peki neden?
Yaşam bir aynadır ve insanın kendisini yaşamın aynasında görebilmesi hiç kolay olmuyor. Alışkanlıklarımız, inançlarımız, korkularımız ve kaygılarımız zamanla öyle sarıveriyor ki etrafımızı, onları aşıp kendimizin ve çevremizin farkına varmamız kolay olmuyor.
VE SONRA BİRGÜN…
Bir gün bir işaret alıyoruz. Bazen bir dosttan, bazen bir çocuğun gülüşünden, bazen bir eğitimden geliyor bu işaret. Bazen sıradan bir konuşmanın içinden geçen bir söz dikkatinizi çekiyor. Dolmuşta yer verdiğiniz bir yaşlının dudaklarında dökülen iki cümle belki, Görmeyen gözlerimizi açıyor, yaşamın aynasını fark ediyoruz. Yaşamın aynasına yakın olduğumuzu o an görüyoruz. Bizi uyaran o işarete kadar; Neden fark etmediğimize hayret edip, kızıyoruz kendimize.
Yaşamın kimi zaman o acımasız aynasında, kendi ruhumuzu, davranışlarımızı, ruhsuzluklarımızı, yeteneklerimizi tüm çıplaklığıyla görmek çok şaşırtıcı. Kendimizi aynanın karşısında her bulduğumuzda…
BU BENMİYİM? Sorusu çığlığa dönüşüyor. Anlıyoruz ki başka bir insana, başka bir kültüre, başka bir topluma ve başka bir inanca yaklaşırken ilk yapmamız gereken ayakkabılarımızı çıkartmaktır. Tıpkı Musa a.s Tuva vadisinde yürürken yaptığı gibi, Ayakkabılarımızı çıkartıp yalınayak elimizi göğsümüze götürüp, karşıdakini anlamaya hazırlanmalıyız. Orada bir süreliğinde olsa başkası gibi yürümeye, başkası gibi davranmaya hazır olmalıyız. Onlara katılmak için değil, onları anlamak için. Başkalarını ve kendini anlamak için çıktığın bu yolculukta Tuva vadisi kadar mukaddes olduğunu görüyorsun hayatın ve yaşam daha da anlam buluyor.
BU BENMİYİM? Sorusuyla başlayan bu uyanışta sorular ve cevapları arka arkaya geliyor… Sana neden mutlu olmadığını, neden başarılı olmadığını, neden duyarlı olmadığını ve hayatın anlamını tekrar tekrar sorgulatıyor ve fark ediyorsun yeniden…
Dünyaya geldiğimizde elimize bir hayat kaşığı veriliyor, yaşadıkça bu kaşıkların sayısı artıyor. Anne kaşığı, baba kaşığı, komşu kaşığı, evlat kaşığı, iş kaşığı liste uzuyor böyle. Yanlız mesele şu ki kaşığın içi yağ dolu, biz bu yolculukta kaşıktaki yağı dökmemek için kaşığa o kadar odaklanıyoruz ki çevremizde olanların farkında olmadan yaşıyoruz, yâda kaşıktaki yağı tamamen unutup sadece kendimiz için yaşıyoruz. Oysaki mutlu olmak, başarılı olmak kaşıktaki yağı dökmeden çevresindeki güzelliklerin farkında olmaktır. Yaşarken aklını, emeğini, yüreğini katabilmektir hayata. Yüreğine güneş gözlüklerini takıp yeni yollar, yeni patikalar açabilmektir ve kirpiklerini saçlarının ucuna takıp bütün dünyaya göz kırpmaktır.
Bana hayatın aynasını fark ettiren, bir yerlerde tıkanıp kaldığımda soluk almayı öğreten, yeni yollar, yeni patikalarda yürümemi sağlayan, DÜŞLERİM KADAR BÜYÜK OLDUĞUMU bana fark ettiren HAYATIMDAKİ O İŞARETE… Sonsuz saygılar.
Makale Kaynağı: Günay Demir YıkılmazMakaleMarketi.com

Loading...