Bir Çift Yürek

bir çift yürek
Hayat bazen çok acımasızdır, aksilikler üst üste gelir. Öyle bir an gelir ki ne elleriniz bağlıdır, ne de ağzınıza bir şey tıkanmıştır ama boğazınız düğümlenir, kendinizi bilinmezliğe doğru yapılan zorunlu bir yürüyüşte kurban seçilen bir tutsak gibi hissedersiniz.
Gücünüzün, tepkilerinizin ve inançlarınızın nedenini anlayamadığınız bir biçimde sürekli gözlem altında tutulduğunu ve incelendiğini düşünür, sanki bir sınavdan geçirildiğinizi hissedersiniz. Size yeniden yaşam enerjisi verecek bir mucize beklersiniz.
İşte tam da bu şekilde duygular hissettiğim bir anda Marlo Morgan’ın Bir Çift Yürek kitabıyla tanıştım. Yazarın Avustralya yerlisi aborjinlerle geçirdiği 120 günü anlattığı kitap içinde bulunduğum durumdan çıkıp nefes almamı sağladığı gibi geçmişle yüzleşmemi ve geleceğe dair umutlarımı korumamı sağladı.
Yanlışlıklar ve başarısız seçimler yapmış bile olsam, yaşamımın geride kalan günlerine dönüp bakma düşüncesi benim de hoşuma giderdi;varoluşumun bazı seviyelerinde elimden gelenin en iyisi oydu diye düşünürdüm. Ama uzun vadede bu seçimlerin beni bir adım ileriye taşıdıklarını ortaya çıkarmıştı. Kendimizi bağışlamayı, yargılamamayı, ama geçmişten ders almayı, kabul etmeyi, içten olmayı ve kendimizi sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Bazen evrende her şeyin bir varoluş nedeni olduğuna inanıyorum. Her şeyin bir amacı vardır. Hiç bir şey rastlantısal, anlamsız ya da yanlış değildir.
Bazı durumlarda teslim olmak gerçekten de en yararlı çözüm olabilir. Geçmişte kim bilir ne çok konunun gerçek var oluş nedenini araştırmadan, zor veya olumsuz olduğundan yakınmışsınızdır.
Bir kişinin kendinde değişiklik yapabilmesinin tek yolu bunun kararını kendi başına vermesidir ve herkes kendi kişiliğinde her türlü değişikliği yapma gücüne sahiptir. Hekimler yabancı parçaları çıkartarak, kimyasal maddeler vererek ve kırılan kemikleri yerine oturtarak bedene yardımcı olabilirler ama bu bedenin iyileşeceği anlamına gelmez. Herkesin şifacısı kendi içindedir.
Başkalarına ve başka düşüncelere hiç tahammülümüzün kalmadığı bu çağda yerlilerin bizim yaşam biçimimizle ilgili düşünceleri çok dikkat çekiciydi;Sizlerin yaşam biçimininizi anlamıyor, onaylamıyor ve kabullenmiyoruz ama yargılamıyoruz da. Bizler sizi onurlandırıyoruz, çünkü geçmişte vermiş olduğunuz kararlar ve şu anda sahip olduğunuz özgür iradeniz nedeniyle olmanız gereken yerde bulunuyorsunuz. Şimdi durma, düşünme, tanrısal birlik ve tüm yaşam ilişkimizi gözden geçirme zamanıdır. Kan ve kemik bütün insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir. Sen birinin canını acıtırsan kendi canını acıtırsın, birine yardım edersen kendine yardım edersin.
Biz her şeyden önce paylaşmayı ve birbirimizi anlamayı ve sevmeyi öğrenmeliyiz. Ama bu okullarda öğretilmiyor. Sözgelimi iki yaşındaki bir çocuk ötekinin bir oyuncakla oynadığını görür ve onu elinden almaya niyetlenirse, büyüklerin bu durumu onaylamayan bakışlarını üzerinde hisseder. Bu durumda başkasının malını izinsiz sahiplenme arzusunun bilindiğini ve onaylanmadığını anlar. İkinci çocuk ise paylaşmayı ve nesneleri sahiplenmemesi gerektiğini öğrenir. Bu çocuk oyuncakla oynamış ve eğlencenin anısını belleğine kazımıştır. Böylece öğrenmiştir ki, arzulanan şey mutluluğun heyecanıdır, nesnenin kendi değil.
Mutluluk paylaşarak çoğalır. Bazen küçük şeylerden aldığımız zevkleri mutluluğa dönüştürebilmeliyiz. Bir gecelik uykuyla yenilenmenin, bir yudum suyla susuzluğu gidermenin ve tatlıdan acıya uzanan lezzetlerle doymanın tadını çıkarmaya başlamalıyız. Bu noktada yazarın geçmiş hayatı ile ilgili yaptığı tespit hepimizin düşüncelerine tercüman olacak nitelikteydi;bütün ömrüm boyunca güvenli bir iş edinmem, enflasyona karşı korunmam, bir mülk satın almam ve emekliliğim için para biriktirmem gerekliliği anlatılmıştı. Burada bizim sosyal güvencemiz asla düzeni bozmadan doğup batan güneşti. Benim standartlarıma göre dünyanın en korunmasız ırkı ne ülserden, ne yüksek tansiyondan, ne de kalp hastalıklarından yakınıyordu.
İncelemek, öğrenmek ve olanlardan ders alarak bilgelik kazanmak iyidir. Minnet duymak, kutsamak ve huzur içinde yürüyüp gitmek iyidir.
Yeryüzündeki herkesi doyurmaya yetecek teknolojiye sahip olduğumuz gibi, istersek tüm insanların kendilerini ifade edebilmelerini ve barınabilecekleri yerlere sahip olmalarını sağlayabilirdik.
Kitaptan Alıntılar

Loading...

Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten, son balık yakalandıktan sonra. . . Ancak ondan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.

Kan ve kemik tüm insanlar bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir.
Soluk almak canlı olmayı belirlemez. Bu, öteki insanlara hangi bedenin gömülüp hangisinin gömülmeyeceğini göstermeye yarar, o kadar!
Yaprak parçaları gibi insanlar da birbirinden ayrı parçalar gibi görünürler, oysa biz hepimiz bir bütünüz. . .
Birlik özdür , yaratıcılıktır , saflıktır , sevgidir , enerjidir ve sınırsızdır. İnsan yaratılmıştır ama bedeni sadece bir sonsuzluk parçasını barındırmaya yarar. Ruhlar saf sevgi ve barışla doludurlar , bu gezegen bizlere heyecanlarımızı sınamamız için .
İnsanın kendi çevresinde dönmesi özellikle yararlı idi. Sorun, önce zihne nakşediliyor, sonra da döndükçe yeniden ve yeniden soruluyordu. Aborjinlerin açıklamasına göre olduğu yerde dönmek, insanın içinde bulunan yedi enerji girdabının dönüşünü de hızlandırıyordu: sadece kollarımı iki yana açmalı hiç durmadan kendi etrafımda sağa dönmeliydim.
” Gerçek İnsanlar ( aborjinler ) sesin varoluş nedeni olarak konuşmayı görmezler. Konuşmak yürek ve akılla yapılır. Ses konuşma amacı ile kullanıldığı zaman ortaya çıkan boş sözlerdir , ruhsal içerikli olamazlar. “
Yaşamının örümcek ağını ören insan kendi değildir . O ağda sadece bir teldir.   Bu ağa yaptığı her katkıyı , aslında kendi kendine yapmıştır.
Karşımızdaki insan bizim yansımamızdır. Onda gördüğümüz iyi nitelikler bizde de olan ve daha gelişmesini istediklerimizdir. Hoşlanmadığımız tavırları da bizim üzerinde durmamız gereken yönlerimizdir. Kendi varlığımızda aynı gücü ya da güçsüzlüğü hissetmezsek karşıdaki kişinin iyi veya kötü niteliklerini yargılamamız olanaksızdır. Fark eden sadece öz disiplin ve öz ifadelendirme derecesidir.
Savaşta ahlak yoktur, ” dediler. “Ama yamyamlar asla bir günde yiyebileceklerinden fazlasını öldürmezler. Sizin savaşlarınızda, birkaç dakika içinde binlerce kişi ölüyor.
Hayatının yenilenmesini mi istiyorsun? Önce nasıl olmasını istediğini hayal et ve hayatını o yöne doğru harekete geçir. Hayal ettiğin bu hayatla ahenk içinde olmayan her düşünceni, kelimeni ve davranışını gözden geçir ve onlardan uzaklaş.
#marlo-morgan