Murathan Mungan Sözleri

Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu olur; çünkü ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır!

İnsanoğlunun yaşamda en geç keşfettiği şey şimdiki zamandı.İnsan içinde yaşadığı anı derinleştirmeyi zamanla,yani zamanı azaldıkça öğreniyordu.

Kimse sandığı kadar dayanıklı değildir. Herkes bir gün incinir.

Kader, aradığı kişiyi insanın karşısına her seferinde kapı komşusu olarak çıkarmaz. Uzakları yakın etmek size düşer. Haritaları seviniz.

Dilini çözemediğim ihanet. Gel bir daha bende dene kendini. Ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte. Ne ben yenebiliyorum seni…

Hatırlamak için bir hafızamız varken, unutmak için elimizde hiçbir şeyin olmaması; hayatın bize attığı en büyük kazıktır.

Adını yaşamak koymuşuz ya, kulak asma.

Bizimkisi ayak sürümek dünya toprağında..

Yalnız biri olsun isterken, ‘yalnız biri’ oldum istemeden.

Hayatta kimsenin görmek istemediği kadar çok acı vardır. Siz yalnızca seçtiklerinizi fark edersiniz.

Türkiye’de her şey olabilirsiniz; ama bir tek şey olamazsınız, rezil olamazsınız. Unuturlar çünkü. Hafızaların 24 saate ayarlı olduğu bu ülkede isteseniz de rezil olamazsınız.

Uyku yalnızca yola değil, sorunlara, sıkıntılara da mola vermek demektir. Başınıza tatsız bir şey geldiğinde hemen uyuyun çocuklar. Göreceksiniz, uykunuzda sıkıntınız hafiflemiş olur, sorununuz her ne ise üstesinden gelebilecek gücü uykunuz bağışlamıştır bize

Hayat bazılarına mutsuz olmakla, duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır, daha fazlasını değil.

Acı veriyorsa geçmiş, geçmemiş demektir.

Anlatabilsem sende neler gördüğümü,

Kimse inanmaz hayal derdi.

Bilselerdi sende neler gördüğümü,

Yıllarca hayal görmek isterlerdi..

Unutarak ve vedalaşarak geçilen durakların birinde inmemiz gerekir bindiğimiz düşlerden hayat belki başka biri yapar bizi.

Her şeyi konuşmak iyidir sanıyorlar şimdilerde. Halbuki insan münasebetlerinin çoğu kelimesiz halledilir.

Kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz. Yol insanı başkalaştırır.

Kırık bir kalbi alçıya alırsanız, herkes gelir imzasını atar.

Bazı insanlar meşe ağacı gibidirler, eğilip bükülmezler, sadece kırılırlar.

Bazı insanların yüzü buralı değildir. Görür görmez anlarsınız. Çekip gideceklerdir, hem de ilk fırsatta. Dolayısıyla onlara bakarken onları yaşanan anın boşluğuna çivilemek istercesine bütün gözlerinizle bakarsınız. İleride anımsamanızı kolaylaştıracağına inandığınız dipdiri bir dikkatle bakarsınız. Sonradan yaşadıklarınız ne olursa olsun, ilk bakışta gördükleriniz doğru çıkar. Çekip giderler gene de. Yazınızda yazılıdır bu.Bakışlarınızda da.

Düşünüyorum. Ben zaten hep düşünüyorum. Bu yüzden hiçbir ilişkim sürmüyor, hiçbir ilişkiyi götüremiyorum, kuramıyorum, sürekli kılamıyorum; düşünüyorum, sürekli düşünüyorum, düşünmekten yaşamaya vakit bulamıyorum.

Sen beni sevmedin ya… Ben de gidip herkesi sevdim ve herkese böldüm kendimi… Herkese az az düştüm… Ve kimseye yetmedim.

Kendi seçimlerimiz sonucunda olup bitenler rastgele başımıza gelenlerden daha çok sızlatır içimizi.İnsanın kendi karşısındaki çaresizliği diğer çaresizliklere benzemez.

Az olun, fakat hakiki olun.Bir gün kendi kapınızı çalacak yüzünüz olsun.

Bizim toplum olarak huzurdan anladığımız, neredeyse bir tür deliliği andıran bir bilgisizlik, kayıtsızlık ve sıradanlıkta buluşmanın mutlak rahatlığıdır.

Sevdiklerimizin hayatına ya erken girer, ya geç kalırız. Bütün aşk dramları da bundan doğar zaten.

Etkilenmek bir “öğrenme” yoludur; etkilerden kurtulmak, kendi sesini bulmak ise bir “olma” yolu.

Sen bildiğim gibi kalmadın ama ben unuttuğun gibiyim hala.

Yaşlandıkça, olgunlaştıkça, yanıtlarım değil de, sorularım çoğalıyor.Ne tuhaf!

Bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri, bir nefeste anlatamazsın.

Önce içine atarsın…

Sonra mı ?

Sonra susarsın..

Can kırıkları, cam kırıkları gibi değildir. Öyle süpürünce gitmez; içinde kalır, aklına geldikçe de batar…

Her erkekte aradığın erkeğin yalnızca bir parçasını bulursun. Gerçek bir kadın için gerçek bir erkek Allah gibidir; her yerdedir ve hiçbir yerdedir. Aşk da budur zaten. Başka bir şey değil. Aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç!

Bazı gecelerin sabahı yoktur yalnızca karanlık olarak kalırlar.

Kadın meselesini çözememiş bir sosyalizm yenilmeye mahkumdur! Sonunda mutlaka uzlaşacaktır çünkü. Kahrolsun uzlaşma! Kahrolsun erkeklerin demokrasisi… Nasıl olsa yaşamımız kahrolsun ile yaşasın arasında gidip geliyor.

Birini adam gibi sevmek; aldanmayı, ağlamayı hatta yalnız kalmayı göze almak demektir.

Bir an mutlu oluyorum. Yalnızca anlarla mutlu oluyorum. Mutluluğun anlarla tartıldığı yaşlara geldik. Hiçbir mutluluğumuz, neşemiz, keyfimiz geniş zamanlara yayılamıyor artık.

Seninle aramızda bir şey varsa şayet, o da mesafelerdir artık.

Kırılmış bir bardaktan etrafa saçılmış cam parçasıysam, üstüme basmaya çalışanların ayaklarını kanatmak zorundayım.

Bilmem ki; karşılaşsak bile hatırlayabilir miyiz birbirimizi yeniden. İkimizde artık bir başkasıyken…

Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak: öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte tutmak.

Gökte ararken yerde bulduğum olmadı hiç. Ama yerde bulup da göklere çıkarmışlığım çoktur.

Çok gevezelik eden bir toplumduk belki, ama aslında hiç konuşmuyorduk.

Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine bütün hayatını anlatmak istersin.

Birbirimizden kaçırdığımız gözlerimiz; şimdi birbirimizden kaçırdığımız gerçeklerle göz göze…

Kimdi giden kimdi kalan aslında giden değil kalandır terk eden giden de bu yüzden gitmiştir zaten.

Hepimiz sevilmek, beğenilmek, alkışlanmak istiyoruz. Önemli olan eleştiriden yararlanmaktır.

Yağan bir kar tanesi gibi; camdan bakınca çok masumsun, yaklaşınca soğuksun, dokunursam; erirsin…

Sana söz hayat! Bundan sonra kimseyi göz çukurlarıma ekip, büyümesi için gözyaşı dökmeyeceğim…

Aşkın bir yolu vardır, her yaşta başka türlü geçilen. Aşkın bir yolu vardır, her yaşta biraz geçikilen.

Her zaman olduğu ve hepimizin bildiği gibi, bütün gürültülerden sonra geriye yalnızlık kalır.

Gelirsen yolum genişler, gelmezsen hayalini severim. Yanmaktan korkmam ben bu aşka, sağ çıktığım yerlerden geldim.

Bazı umutlar başka zamanlarındır…

Zamana derinliğini veren şey hüzündür.

Mutlaka her durumda vermem gereken bir karşılık bulunması zorunluluğunu hangi yaşlarda, nasıl edindim bilmiyorum. Hiçbir şeyi kesin sessizliklere, belirsizliklere, suskunluk anlarına, boşluğa emanet edememek, gerçek bir iç yükü oysa dünyanın açıklamalarla kolaylaştığını kim söylemiş!

Bazen sarhoşken, karanlığın içinde yüksek sesle söylüyorum adını. Ya da birinin kollarındayken, bazen pencereyi açıp, sokaktan geçiyormuşsun gibi ardından sesleniyorum. Hep başkaları bakıyor yukarıya. Ben gülümseyerek “gitti” diyorum, yakalayamadım gitti.

Huzurluyum. Mutluluk benim için hiçbir zaman önemli olmadı. Daha çok rastlantı gibi yaşadım mutluluğu. Kısa anların hediyesi gibi. Yaşamın karşıma çıkardığı bazı anlar benim için mutluluk demekti, o kadar…

Kadınlar esir alındıkları yeri, korundukları yer sanırlar. Kadınlar için hem siper hem sığınaktır mutfak ve her zaman sıcak aile yuvasının içimizi ısıtan sembolü anlamına da gelmez; yaşayan ölüler haline gelmiş kimi kadınların morgudur aynı zamanda. Toprağa verilene kadar bekledikleri yerdir.

Bilincin laneti, insanoğlunun uğradığı lanetler içinde en korkuncudur.

Herkes anlamlı anlamlı başını sallıyor. Duygulanmış gibiler, etkilenmiş gibiler, hüzünlenmiş gibiler. Hep gibiler. Hiç kendileri olamıyorlar. Olurlarsa kendilerinden korkuyorlar…

Toplumsal hafıza, yalnızca başarmışların kaydını tutar. Kaybedenlerin hikâyesi hiç saklanmaz. Oysa dünya tarihinin çok önemli bir bölümü kaybedenlerin hikâyelerinde saklıdır.

Her suskunluk, bir iç kanamasıdır ilişkilerde…

Ne zaman bir düş kursam, ertesi gün hayal kırıklarını topluyorum.

Dört tane gerçek dost edin, tabutunu taşısın yeter…

Her insan kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder. Az ya da çok ama mutlaka bir bedel… Kimse bedelsiz kendi olamaz. Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır.

Uğruna neler kaybettiğinin hesabını yaparak hiçbir zaferin tadını çıkaramazsın. Bu yüzden nelerden vazgeçmiş olduğumu düşünmem bile! Kazandıklarıma bakarım.

Uzak dediğin önce içinde birikir insanın, sonrası yalnızca yoldur.

Sürekli geçmişe dönüp bakarsan boynun tutulur.

Yalnızsanız, zamanın ve ölümün fazlasıyla farkındasınız.

Varlığın bana yetmiyorken, yokluğunla avunmak zorundayım! Ya al götür kalanımı. Ya da gel, tamamla eksik kalan yanımı.

Hepimiz varoluşumuza bir anlam ararız. Kundak ile kefen arasındaki şeyin adı ömürdür, hayat değil. Hayatı biraz da kendimiz yaparız.

İnsanların acıları onlar çok konuştukları için uzun sürüyor.

Aşk kapıyı çaldığında hemen açma… Bazıları, çocuklar gibi zile basıp kaçıyor.

Alçalan insanların yükselen değerlerinden uzak duruyorum.

Kadın dediğin, başına gelenlerin üzüntüsüyle yetinmez, gelebilecek olan bela çeşitlerini de hayal ederek, derdini çoğaltır.

Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.

Kendim için büyük bir tehlikeyim artık, ilerliyorum içimdeki yer çatlağı boyunca.

İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla öder.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s