Jean-Paul Sartre Sözleri

Anlamlı ve güzel Jean-Paul Sartre Sözleri
Jean-Paul Sartre Sözleri

Birini sevmeye koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. Güç ister, yürek ister, körlük ister… Hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki, uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu.
Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, dünyanın değişmeyeceğine inandığın ve dünyanın seni değiştirdiğinden emin olduğun bölümler.
Umutsuzluk; insanoğlunun kendine karşı hazırlayabileceği suikastlerin en korkuncudur, umutsuzluk manevi bir intihardır.
İnsanlar kahramanları oynuyorlar; çünkü korkaklar. Azizleri oynuyorlar; çünkü kötü ruhlular. Suikastçiyi oynuyorlar; çünkü komşularını öldürmek için yanıp tutuşuyorlar. İnsanlar oynuyorlar; çünkü doğuştan yalancılar.
İnsan olmanın ilk koşulu, bir şiddet eylemine katılmayı dolaylı ya da dolaysız reddetmektir.
İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.
Aydın olarak görevim düşünmektir. Hiçbir engel tanımadan, tehlike karşısında bile kendime bir sınır koymadan, koydurtmadan düşünmek.
Sahip olduğum eşyalar, zamanla bana sahip oluyorlar. Ne zaman bir nesneyi sevsem, onu hemen bir başkasına veririm. Cömertlik değil bu, nesnelerin kölesi olmak istemiyorum.
Cellatlarına saygı duyan kurbanlardan nefret ediyorum.
Bilinç, kendisini bir şey yapmak isteyen ve en yüksek tutkusu Tanrı olmak olan varlıktaki deliktir. Bilinç daima olduğunun ötesinde bir şeydir. özgür olmaya mahkumdur.
Ne zaman ki dünyanın bir köşesinde haksız bir kan dökülürse tüm dünya halklarının elleri bu kanla kirlenir.
Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba, insan kendi bilincine mahkumdur.
Aydın insanın görevi, düşünmek, hiçbir engel tanımadan, tehlike karşısında bile kendine bir sınır koymadan, koydurtmadan düşünen insandır. /
Anılar şeytanın kesesindeki altın sikkelere benziyor: keseyi açtığında bir de bakıyorsun, altın değil, ölü yapraklar var içinde.
Düşünce özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü söylememek değil, hiç düşünmemiş olmaktır.
Düşünceler, her şeyden daha tatsız. Uzanıp dururlar, bitmez tükenmezler ve insanın ağzında acayip bir tat bırakırlar. Sonra, düşüncelerin içinde kelimeler var; tamamlanmamış kelimeler, eksik kalmış cümleler. Durmadan geri gelirler.
Şu hayatta önemli olan tek şey, bir insanın ‘ben gerçekten yaşadım’ diyebilmesidir. Onun dışında hiçbir şeyin önemi yok.
Senin gibi değilim ben. Bir başkasının benimle aynı şeyleri düşündüğünü görmek hoşuma gitmez.
Gidersem başkalarına isyan etmiş olurum, gitmezsem isyanım kendime olur.
Doğanın alışkanlıkları var. Yalnız, yarın değiştirecektir onları.
Varlığında, varlığın var olmasının söz konusu olduğu bir varlık olarak var olan bir varlığım.
Geçmişinizi cebinizde saklayamazsınız. Onu koyacak bir eviniz olmalı. Gövdemden başka şeyim yok benim.
Demek cehennem bu. Hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını… Acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek… Ne gülünç şey! Kızgın ızgaranın ne gereği var: Cehennem başkalarıdır.
Eğer varlığımı kendi egemenliğim altına alamazsam, yaşamak çok anlamsız bir şey olur.
Yapayalnızım; ama bir kente yürüyen ordu gibiyim.
İnsan bazen özgür, bazen köle olamaz;insan, her zaman ya tam özgürdür, ya da değildir.
İnsan, kendisini oluşturduğundan başka bir şey değildir.
Kötülük, ancak tam hızla giderken dengede kalabiliyordu, bisiklette olduğu gibi.
Birbirinden uzak kalmak, birlikte olmanın yalnızca başka bir çeşididir.
Bir şey sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.
Bugünün kıymetini bilirsen, yarını satın almış olursun.
Özgürlük ancak her şey anlamını yitirdiği zaman ortaya çıkabilir; çünkü anlam, ne tür olursa olsun, yalnızca ideolojik bir kabuktur.
Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar.
Anılar, kimsenin bizden alamayacağı tek mülkümüzdür.
Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.
İnsanoğlu özgürlüğe yazgılıdır; çünkü bir kere dünyaya geldikten sonra yaptığı her şeyden sorumludur.
Her şeyi çok ciddiye alıyorum, sanki ölümsüzmüşüm gibi.
Varolan her şey, nedensiz ortaya çıkar, zavallılığı yüzünden varoluşunu sürdürür ve rastgele ölür. Kendimi geriye doğru verip gözlerimi kapıyorum. Ama o anda, imgeler kendilerini toparlayıp sıçrıyor ve kapalı gözlerimi varoluşla dolduruveriyorlar. Varoluş insanın sıyrılamadığı bir doluluktur.
İnsan ilk önce varolur, ortaya çıkar, sahnede görünür ve ancak ondan sonra kendisini tanımlar.
Farkına varmıştım zaten; benim var olmaya hakkım yoktu. Rastgele ortaya çıkmıştım; bir taş, bir bitki, bir mikrop gibi var olup gidiyordum.
Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi.
Yalnızdı, korkunç bir sessizliğin ortasında, özgür ve yalnız, yardımsız ve mazeretsiz, bir daha dönmemecesine karar vermeye mahkum, her zaman için özgür kalmaya mahkum.
Unutma, insanın kendini bulduğu an, tüm ümidini yitirdiği andır; çünkü ancak o zaman kendine güvenebileceğini bilir.
Kaybedilmiş savaş, kaybettiğinizi düşündüğünüz savaştır.
En büyük günah pişmanlıktır.
Saat üç. Bir şey yapmak isterseniz, bu saat ya çok geç ya çok erkendir.
Bir zaferin ayrıntılarına baktığınızda, yenilgiden pek de farklı olmadığını görürsünüz.
Her seçiş bir vazgeçiştir.
Biz istediğimiz şeyi yapmıyoruz ve buna rağmen, ne olduğumuzdan sorumluyuz. Bu bir hakikattir.
İnsan sahip olduklarının toplamı değil, fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır.
Aşk neye mâl olursa, değeri odur.
İnsanım, öyleyse özgürüm; özgürsem, sorumlu olmalıyım.
Her şey çözüldü, nasıl yaşanması gerektiği haricinde.
Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok.
İnsan, yaptıklarından pişmanlık duymadan, devamlı bir şeyler yapabildiği sürece vardır.
Eğer varlığımı kendi egemenliğim altına alamazsam, yaşamak çok anlamsız bir şey olur.
Her şeyden şikayet edenler, ille de durumlarından memnun olmayanlar değildir; tersine şikayetiyle mutludur.
Ateşe düşen yanar, suya düşen ıslanır, kendine düşen boğulur, kendinden düşen kurtulur.

Loading...
Loading...

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*