Elif Şafak Sözleri

Şimdi önünde iki seçenek var. Ya atlayacaksın denize, dalgaları filan unutup, sen de bir katre olacaksın onun içinde. Ya da kıyıda oturup, bekleyeceksin. Dalgaların kıyıya vurup, parçalanmasını seyreyleyeceksin. O zaman da onlar birer katre olacak gözlerinin önünde. İki türlü yaşanır hayat eğer bir şeye benzeyecekse. Ya kendini yok edeceksin hayatın içinde, ya da hayatını yok edeceksin kendinde.

Keşke söyleyebilsek birbirimize dürüstçe:Seni seviyorum ama şu anda değil. Seni görmek istiyorum ama bugün değil.

İnsan doğası böyle işte, en çok nefret ettiklerimiz en fazla sevdiklerimiz oluyor hep.

Hava soğuyunca değil, yüreği soğuyunca başlarmış insanın kışı.

Vazgeçebilmek insana netlik getirir. Zihnimizi, kalbimizi gereksiz karmaşadan arındırır. Bir berraklık kalır geride. Hüzünlü bir durgunluk. Ama bir o kadar sakin, âlimane.

Elmas bir gözdür yürek. Ve çizilmeye görsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme.

Her insan açık bir kitaptır özünde. Okunmayı bekler. Her birimiz yürüyen, nefes alan kitabız aslıda, yeterki özümüzü bilelim.

Şayet bir işi başarmak istiyorsan, onu neden bir başkasının değil, senin yapman gerektiğine kainatı ikna etmen lazım. Bunun da tek yolu çalışmaktır.

Acılarını konuşamayan, geçmişine ve bugününe eleştirel bir şefkatle bakamayan bir ülke, hiçbir zaman büyüyemez.

Hüzün denilen şey tıpki siyah, dalgalı saçlarının arasına nasılsa yerleşivermiş beyaz bir saç teline benziyordu. Hüzün kopardıkça çoğalıyor, çoğaldıkça arsızlaşıyordu.

Sevgililerimizi elimizden kaçırmaktan ölesiye korktuğumuz için onlardan gelecek değişime inatla direniriz, oysa belki de aşkla beraber gelen değişim tek kurtarıcımız olacak hayatta.

Hayatta başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Allah bir şekilde sana yeni bir yol gösterecektir.

Onlar da biliyor ki var olabilmek için birbirlerine ve farklılıklarına muhtaçlar bu zıtlıklar aleminde.

Aşk mesafeler yüzünden ölmez; şüphe yüzünden ölür.

İnanç aşk gibidir. İspat istemez. Mantıksal bir açıklama beklemez. Ya vardır ya da yok.

Toprakla uğraşan, bir bitkiyi sabırla, özenle yetiştirmeyi öğrenen insanın yüreğinin de yumuşayacağına inanıyorum. Ruhumuza da iyi gelecek.

İçimin tünellerine girer girmez bir fener alıyorum elime. Buralar çok karışık. Kaç defa geldim. Gene de kayboluyorum.

Bir gün hayatına birisi girecek ve o gün, daha öncekilerle neden işlerin yürümediğini anlayacaksın.

İnsanları uzaktan seyrederken, onlara her zamankinden yakın olabilirsin.

Kazanması yıllar süren, kırılması saniyeler alan ve dağıldıktan sonra tekrar toparlaması için ömür gereken şeye; güven denir.

Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var.

Sen duyduklarına inanıyorsun. Söylenmeyene inan, çünkü insanın sessizliği, sözcüklerinden daha yakındır gerçeğe.

Ne yazık ki, sokakta kadınlara laf atan ama kendi kız kardeşlerine yan gözle bakılınca kanına dokunan bir erkeklik modeli var. Ve gene ne yazık ki, biz kadınlar yetiştiriyoruz onları. Doğdukları andan itibaren ”Koçum, sultanım, aslanım…” diye diye. Onları ayrıcalıklı olduklarına gene biz anneler inandırıyoruz. Sonra o zanla onlar gidip başka kadınların kalplerini kırdıklarında kendimize hiç pay çıkarmıyoruz.

Her hakiki aşk hikayesi umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk, bir milat demektir. Şayet “aşktan önce” ve “aşktan sonra” aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir.

Korkunç bir suç işledikten sonraki günün sabahı dipsiz bir karanlıktan uyanır insan. Beyninin bir yerlerinde alarm çalar, kırmızı bir ışık yanıp söner. Görmezden gelmeye çalışırsın. Hani her şeyin bir rüya, bir kâbus olma ihtimali vardır, ufacık da olsa. Düşerken ilk gördüğü ipe tutunan bir adam gibi sarılırsın o ihtimale. Bir dakika geçer. Belki bir saat. Zamanı ölçemez, gerçek dünyaya dönemezsin. Ta ki hakikat bütün ağırlığıyla kendini gösterene kadar. İp tutamaz seni, düşüverirsin…

İnsan vardır, yüzü güler, gönlü cömert, ufku geniş; onunla oturdukça oturmak istersiniz; muhabbetinden keyif ve feyiz alır, ilham bulur, farkında bile olmadan ne çok şey öğrenirsiniz. Yanından kalktığınızda az buçuk değişmiş, zenginleşmiş olarak yolunuza gidersiniz. Hafiflemiş olarak, rüzgârda tüy gibi. İçinizde bir gonca gül açılır, katmer katmer renklenir. Elinizde olmadan hayata gülümsersiniz.

Vazgeçebilmek lazım. Artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek.Vazgeçebilmek, bazen en güzeli.

Erkek genellikle güneş gibidir. Ya batar ya çıkar. İktidar peşinde, ya kazanır ya tepetaklak yuvarlanır. Net, berrak, sade ve yalın. Kadın ise ayın halleri gibidir. Parlarken bile bir yanı karanlıkta kalır. En görünür olduğu zamanlarda bile bir parçası bulutların ardında… Kadın muammadır.

Birinin korkulardan, evhamlardan bahsettiğini dinlemen onu esnerken seyretmeye benzer. Daha onunkiler bitmeden bir bakarsın sen kendininkileri saymaya başlamışsın.

Yarın ne getirir hiç bilmeyiz ama her yeni güne umutla başlarız.

Tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi var hayatın. Farkında olmadan basıyorsun çizgiye. Kızıyorlar anında. “Yandın!” diye atılıyorsun oyun dışına.

Etrafını her dediklerine ‘evet’ diyen dalkavuklarla dolduranlar, fikrini dürüstçe söyleyen adamı hain zanneder.

Çünkü zanaatında ustalaşmak isteyen, yaptıklarını geride bırakmayı bilmeli. Eserinden ziyadesiyle memnun olursan öğrenmeyi kesersin. “Ben artık oldum” dersin. Oracıkta kalır yerinde sayarsın. En iyisi her seferinde en iyisi yeniden işe koyulmak, sil baştan.

Hayatta hiçbir şey, dışa vurulamayan kızgınlık kadar zarar vermez insan ruhuna.

Aşktan yana yaşadıklarımı bilseydin eğer halen sevebiliyor oluşuma aşık olurdun.

Beyin dediğimiz bir kastır. Kullanıldıkça gelişir. Kullanılmazsa durağanlaşır. Sorgulamayan, düşünmeyen, okumayan beyin yerinde sayar. Kendi potansiyelinin ancak binde birini açığa çıkarabilir.

Seveceksen öylece sev. Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.

İnsan sosyal bir varlık, doğru. Ama insan, aynı zamanda yalnızlığından çok şey üretebilen bir varlık. Ve belki de bugün en temel ama bir o kadar soyut olan eksikliklerimizden biri de bu: “Yeterince yalnız kalmıyor, kalamıyoruz.”

Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.

Sorular yanıtlardan daha önemli, merak etmek emin olmaktan üstündü.

Ey kendisinde kaybolmuş kişi.Bilmezsin, bedenin sana mezar olmuş, nefsini tanımadıkça, nefsin seni gömer olmuş.

Yaşadığın hayatı sevmek için bir nedenin yoksa,seviyormuş gibi yapma.

Belki aşk sevgiliyi kazanmayı değil, onda kendini kaybetmeyi gerektirir.

Bilgi bir perdedir. Sen ne kadar bilirsen bil, nasıl bir alim olursan ol, en cahil görünen insandan bile öğrenecek bir şeyin vardır elbet. Edep bunu unutmamaktır.

Her ne yöne gidersen git, kaç menzil tüketirsen tüket sakın ola kendinden utanma.Vücudun şehrine gir Pinhan, onu seyreyle. Hem de doya doya seyreyle. Biz nefsimizi silmekten değil, bilmekten yanayız unutma.

İnsan ilk defa gördüğü birine ilk defa görüyormuş gibi bakmalı. Daha evvel gördüklerine bakar gibi değil. Yani her yeni insan bir muamma demek; bilinmeyen bir şeyler var orada. Çocuklar bilir bunu. Yeni yürümeye başlayan çocuk böyle bakar işte her şeye; hayretle.

Okuyarak da gezmek mümkün, her kitabı başlı başına bir serüven addederek. Bir başka yüzyıla, bir başka mekana, bir başka hayata uzanan bir yolculuk. Aynanın bir de öbür tarafı var; çünkü dünyayı da okumak mümkün; her insanı, her hayatı bir kitap belleyerek Okumak ve seyahat etmek aslına o kadar iç içe ki…

Bence gençliğin sırrı bambaşka bir yerde.Şu dünyayı kocaman ve rengarenk bir tiyatro sahnesi görüp,kendini de başrole yerleştirmek demek aslında genç olmak.

Hayatımızın bir haritası varsa şayet, yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte. İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayıncaya kadar değişir kaderimiz, tek bir kararla.

Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde.

Her insan bir hikayedir, anlatıcısını bekleyen.

Belki de önemli olan gidilecek yer ya da güzergah değil,gitme fikrinin kendisi. Daimi göçebelik. Bir öte diyar fikri bakidir içimizde. Kimileri cennetteki Tuba ağacı misali. Kökleri var, var olmasına da toprağa bağlı değil, havada, yukarıda. Kimilerinin kökleri göçebe.

Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları, sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

İnsana vacip olan, bir ağaç ya da kaya gibi sabit ve sağlam durmakmış. Tabii eğer şu üçünden biri değilse: geçmişini yitirmiş bir abdal, aklını yitirmiş bir aptal ya da sevdiğini yitirmiş bir mecnun.

Kaderinse dünya küçüktür, ama kaderin değilse, çıkmaz sokakta bile karşılaşamazsın.

Gün gelir insanların yaptıklarına sabretmeyi değil, görmezden gelmeyi öğrenirsin.

Ertelemek, yaşamın mayasını kaçırır. Kızdıysan bağır, sevindiysen söyle, özlediysen arkasından koş.

Hepimiz için hayat doğum ve ölümler dizisi demek. Başlangıçlar ve sonlar. Bir anın doğması için bir anın ölmesi gerekir. Yeni bir “ben” için, eski ben’in kuruyup solması gerektiği gibi.

Güzel günlüklerim vardı ve bir de asla günlüklerim kadar güzel olmayan günlerim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s